İçten Haberler
    Son Dakika
 Mutlu Olmak İçin Daha Ne Lazım Ki?
12 Ekim 2011 Çarşamba 10:11

Bu dünyanın büyük bir imtihan salonu olduğunu çok sık unutmaya başladık. En ufak bir kedere, en küçük bir sıkıntıya tahammülümüz yok

Semerkand Aile Dergisi / Hilal Arslan / Temmuz 2011 70. sayı

Daha birkaç yıl önce evlenen kızının sızlanmaları son günlerde iyiden iyiye artmıştı. Görünürde bir sıkıntıları yoktu halbuki. Kocasının iyi bir işi vardı. Evini, ailesini ihmal etmezdi. Biraz huysuzluğu vardı ama olurdu o kadar. Kızı da yıllardır hayal ettiği mesleği yapıyordu. Sağlıkları, sıhhatleri yerindeydi. Birkaç kez torun beklediğini çıtlatacak olmuştu, ama daha zamanı değil deyip susturmuşlardı. Anlayacağınız her şey istedikleri gibiydi. O zaman neden her geldiklerinde suratları bir karış oluyordu bu çocukların... Geçenlerde kardeşine "Çok mutsuzum" demiş. Sebep? İstedikleri eve paraları yetmiyormuş, daha çok çalışmaları gerekiyormuş. Tanıdık geldi değil mi bu hikaye? Pek çok anne baba son zamanlarda sıkça karşılaşıyor böylesi durumlarla.


TEK GAYEMİZ MUTLULUK OLUNCA

Geçenlerde bir televizyon dizisinde birbirini seven bir adam ve kadın evlilik konusunda konuşuyorlardı. Adam "Ama ben seni mutsuz ederim" dedi. Kadın hiç oralı olmadı, "Ben seninle mutsuz olmaya da razıyım" diye cevapladı sevdiği adamı. Doğrusu hiç de alışık olmadığımız türden bir diyalogtu bu. Çünkü artık bütün evlilikler, birliktelikler, aile ve arkadaşlık ilişkileri 'mutluluk' şartıyla kuruluyor. Tersi olduğu anda ipler kopuveriyor. Mutsuz olmayı bile göze alarak, birini yaşatabileceği sıkıntılara, zorluklara rağmen sevebilmek dünyanın en zor işi. "Mutsuzluk korkusu, bu kuşağın hastalıklardan biri. Reklamlar, diziler, filmler, çevremizde öyle bir mutluluk balonu şişirdi ki, uçup gidişini hayranlıkla izlediğimiz bu balon, bir türlü binemediğimiz, umutla beklediğimiz bir hasrete dönüştü. İdealize ettikçe şişen talepler, çekingenliği de büyüttü. Mutluluk beklentisini abarttıkça mutsuz olduk." diyor Can Dündar bir yazısında. Haklı da...

Bu dünyanın büyük bir imtihan salonu olduğunu çok sık unutmaya başladık. En ufak bir kedere, en küçük bir sıkıntıya tahammülümüz yok. Sabrı, tevekkülü aklımızın ucundan geçirmiyoruz. Hastalandığımızda dünya başımıza yıkılıyor, işten atılıyoruz; acep nedendir diye sormayıp suçlu arıyoruz. Ailemizde bir sıkıntı baş gösteriyor, "Bu imtihanın hikmeti nedir?" diye düşünmek yerine "Eyvah mutluluğumuz alt üst oldu" diye karalar bağlıyoruz.


"MUTSUZ" OLMAKTAN AKLIMIZ ÇIKIYOR

Başına bir musibet gelen pek çok kişinin ilk söylediği söz artık "Neden ben?" oluyor. "Mutsuz" olmaktan aklımız çıkıyor. Ömrümüzün her anını güllük gülistanlık geçirmek istiyoruz. Hiç üzülmeyelim, gözyaşı dökmeyelim, gülelim, eğlenelim. İyi hoş da o zaman imtihan sırrı nerede kalacak? Izdıraptan, sıkıntılardan arınmış bir hayat süreceksek neden cennette değiliz de dünyada sürdürüyoruz fani ömrümüzü?  Böyle düşünmemizin en temel sebebi dünya hayatına bakışımızın değişmesi. Bizden önceki kuşaklar 'dünya imtihanı'nın daha çok bilincindeydi. Bu yüzden onlar savaşları, yokluğu, yoksulluğu büyük bir tevekkülle karşıladılar. Her durumda kulluk bilinciyle davranıp şükürden geri durmadılar. Dünya hayatında sevinçler kadar acıların, ızdırapların da olacağı bilgisine sahip olduklarından "mutlu olmak" onlar için hiçbir zaman hayatın tek ve biricik hedefi olmadı. Allah'ın razı olduğu bir kul olmak bizden önceki nesiller için çok daha hayati bir meseleydi.

Bizler ise ne yazık ki yaşadıklarımıza "tevekkül" penceresinden bakmaktan gitgide uzaklaşıyoruz.

Gözümüzü diktiğimiz televizyon ekranında bütün reklamlar neye sahip olursak daha mutlu olacağımızı söylüyor. Falan marka arabamız olursa dünyada bizden iyisi olmaz, filan konutlarından ev alırsak yüzümüz hep güler, şu marka buzdolabı mutluluğumuzu tamamlar, bu cep telefonuyla her sıkıntımız hallolur. Televizyon dizilerinde hikayeler hep mutlu sona ulaşmak içindir; sevdiğine kavuşmak isteyen bir aşık kendi mutluluğu uğruna sayısız insanın hayatını alt üst etmeyi göze alır. Nefes alıp vermemizin tek gayesi, bütün istek ve arzularımızın gerçekleştiği problemsiz bir hayata sahip olmaktır sanki. Çocukluktan itibaren girilen bütün sınavlar, kazanılan başarılar, ailemizi bile ikinci plana atmamıza yol açan kariyer planları hep kusursuz bir ömür geçirelim diyedir. Zaten bütün kişisel gelişim kitapları da bu düşünceyi hakim kılma anlayışıyla yazılır. "Kendinizi önemseyin, siz önemlisiniz" mesajı verilirken hayatın gerçekleri ve "mutluluk"un nerede aranması gerektiğinden ise bahsedilmez çoğu zaman. Mutluluk hiç de uzakta değil halbuki; sahip olduklarımıza şöyle bir baksak göreceğiz.


Kaynak: Serhaber


Bu haber Kadın & Aile kategorisine yayınlandı. 846 kere okundu.

                         

 yükleniyor...



1. Herkesin Hakkına Riayettir Hizmet
2. Ahirete İnancımız Ölçüsünde Huzurumuz Olur
3. Evlilikler de Bunalıma Girer
4. Eğlenmek mi Evlenmek mi?
5. Allah Rasulü'nün (s.a.v) Amca Kızıydı; Ümmü Hani (r.a)
6. Bırakın Çocuklarınızı Kendi Kanatlarıyla Uçsunlar
7. İslam'da Aile Terbiyesinde Babanın Önemi
8. Evlenmede İdeal Yaş Var Mıdır?
9. Sevdiklerinize Solmayan Bir Gül: Semerkand Aile Dergisi
10. Kütahya'da Hanımlara Yönelik Bilgi Yarışması Gerçekleştirildi

11. Şefkatli Olabilmek Ne Güzel Haslet
12. Para Harcayacağım Derken Evliliğinizi Harcamayın
13. Eşinizle İstişare Edin
14. Çocukların Manevi Eğitimini Sünnetleri Uygulayarak Kolaylaştıralım
15. Geldi Kurban Bayramı Şenlendi Yurdun Dört Yanı
16. Öfkeyle Başımız Dertte
17. Mutlu Olmak İçin Daha Ne Lazım Ki?
18. İlk Zamanlarda Yaşadı: Ümeyme Bint Rukayka (r.a)
19. Evliliğiniz Hakkında Konuşurken Sınırınız Olsun!
20. Hanımlar Buyurun'da Bugün...

Künye
Bize Ulaşın
Haber Alarmı
Rss