| Semerkand Vakfı'ndan Allah Dostlarının Kabr-i Şeriflerini ve Cuma Mescidi'ni Ziyaret! |
|
09 Aralık 2011 Cuma 18:27
|
|
Başta S. Mübarek Erol'un olduğu Semerkand Vakfı yöneticilerinin Hindistan temasları yazı dizisinin 2. bölümünde...
Mazhar-ı Can-ı Canan hazretlerinin kabri şeriflerini ziyaret...
Abdullah Dehlevî hazretlerinin kabri şeriflerini ziyaret...
Muhammed Bedâyûnî hazretlerinin kabri şeriflerini ziyaret...
Cuma Mescidi (Jamamasjid) ziyareti...
Yazı dizisinin 2. bölümünde!
3-MAZHAR-I CAN-I CANAN
Muhammed Bakibillah Hazretlerinin ziyaretinin ardından Semerkand Vakfı heyeti Silsile-i aliyyenin yirmi yedincisi olan Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri'nin Kabrini ziyaret ettiler.
Delhi'de Şâh Cihân Camii yakınındaki dergâhında olan kabri ziyaret eden Semerkand Vakfı heyeti burada da çeşitli bilgiler aldılar. Okunan Kur'an-ı Kerim ve duaların ardından ekip burada bulunan Dergah Camii'ni de ziyaret ettiler.
Derslerine, sohbetlerine âlimler, amirler, veliler ve halkın devam edip büyük feyz aldığı ve Mir Müsliman, Senaullah Pani-püti, Gulam Kaki, Seyyid Âlimullah, Seyyid Abdullah Dehlevî (k.s) gibi büyük âlimler ve veliler yetiştiren Mazhar-ı Can-ı Canan'ın (k.s) kabri Dergâh Câmii'nde bulunan dört kabirden biridir.

Oradaki kabirlerden biri de Şâh Ebû Sa'îd hazretlerinindir. Hacdan dönerlerken Tunek'de vefât etmişlerdir. Cenâzesini oradan getirip, Abdullah-ı Dehlevî (KS) Hazretleri'nin sağ yanına defnetmişlerdir.

2- MAZHAR-I CAN-I CANAN (K.S) HAZRETLERİ'Nİ TANIYALIM
Evliyânın büyüklerinden. İnsanları Hakk'a dâvet eden, doğru yolu göstererek hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine Silsile-i Aliyye denilen âlim ve velîlerin yirmi yedincisidir.
İsmi, Şemseddîn Habîbullah'tır. Hazreti Ali'nin (r.a) neslinden olup, seyyiddir. Yirmi sekiz batında Hazreti Ali'ye (r.a) ulaşır. Babası Mirzâ Cân'dır. Bu isme izâfeten Cân-ı Cânân denilmiştir.
1699 (H.1111) veyâ 1701 senesinde Ramazân-ı şerîfin on birinde Cumâ günü doğdu ve 1781 (H. 1195) senesinde yine bir Cumâ günü Delhi'de şehit edildi. Kabri, Şâh Cihân Câmii yakınındaki Dergâh Câmii'nde bulunan dört kabirden biridir.
Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri, küçük yaşta ilim ve mârifet öğrenmeye ve çeşitli mahâretler kazanmaya başladı. İlim ve mârifetler yanında; çeşitli sanat ve fen ilimlerini de öğrendi. Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri on altı yaşındayken babası vefât etti. Vefâtından önce kendisine vasiyette bulunup; "Oğlum! Bütün vaktini, kemâlâtı yâni olgunlukları ve üstün dereceleri elde etmek için harca! Kıymetli ömrünü boş şeylerle geçirme!" dedi.
Babasının vefâtından sonra bu vasiyetine uyarak ilim öğrenmeye ve öğrendikleriyle amel etmeye başladı. Kendisini tasavvuf yolunda yetiştirmek için nerede büyük bir zâtın haberini alsa, hemen ziyâretine gider, sohbetine katılırdı.
Kelîmullah Çeştî, Şâh Muzaffer Kâdirî, Şâh Gulâm Muhammed Muvahhid, Mîr Hâşim Câliserî gibi velîlerin yanında ve daha pek çok büyük zâtın sohbetinde bulunarak kendini yetiştirdi.
Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri; tefsir ve hadis ilmini Hâcı Muhammed Efdal Siyalkûtî'den; Kur'ân-ı Kerîm ilmini, Hâfız Abdürresûl Dehlevî'den ve Farsçayı babasından tahsil etti.
Bu arada İmâm-ı Rabbânî hazretlerinden feyz alan Şeyh-üş-Şüyûh Muhammed Âbid hazretlerinin feyz saçan huzurlu sohbetlerine kavuştu. Bir zaman hizmetinde bulundu.
Ayrıca Kâdirî, Çeştî ve Sühreverdî yollarında icâzet aldı. Daha sonra Seyyid Nûr Muhammed Bedevânî'nin sohbetlerine dört sene devâm ederek, yirmi iki yaşında halîfesi ve vâris-i ekmeli oldu. Tasavvufta Müceddidiyye yolunda yüksek derecelere kavuştu ve otuz yıl insanlara doğru yolu gösterdi.
Ders ve sohbetlerine; âlimler, âmirler, velîler ve halk devâm edip, kendisinden çok feyz aldılar. Yetiştirdiği talebelerinin sayısı çoktur. Bunlardan ellisi, tasavvufta Makâmât-ı Ahmediyye denilen yüksek dereceye ulaşmıştır.
Seyyid Abdullah-ı Dehlevî ve Muhammed Senâullah-i Osmânî Pâni-pütî Dehlevî talebelerinin meşhûrlarındandır. Abdullah-ı Dehlevî hocasından duyduklarını Makamât-ı Mazhariyye'sinde toplamış, Senâullah-i Pâni-pütî de hocasının ismine nisbetle Tefsîr-i Mazharî adlı bir tefsir yazmıştır.
Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri kemâl derecede zühd ve tevekkül sâhibiydi. Dünyâdan ve dünyâya düşkün olanlardan son derece sakınırdı. Kendisine verilmek istenen hediyeleri kabûl etmezdi. Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri hocalarına büyük bir muhabbet ve ihlâsla bağlıydı. Bilhassa İmâm-ı Rabbânî hazretlerine derin bir muhabbeti vardı. "Her neye kavuştuysam, hocalarıma olan muhabbetim sebebiyle kavuştum.
Kulun amelleri nedir ki, Allah Teâlâ'nın rızâsına kavuştursun! Fakat Allah Teâlâ'nın rızâsına kavuşmuş ve makbûl kullarından olan zâtları sevmek, onlara muhabbet beslemek, Allah Teâlâ'nın rızâsına kavuşmak için en kuvvetli vâsıtadır." buyurdu.
Şehitlik derecesine kavuşmayı çok arzu eden Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerinin, ömrünün son günlerinde huzûruna gelip gidenler iyice artmıştı. 1781 senesinin Muharrem ayının yedisinde Çarşamba gecesi kapısının önünde pek çok kimse toplanmıştı.
Bunlar arasından üç kişi ısrarla içeri girmek istiyorlardı. Nihâyet izin alıp içeri girdiler. Bunlar Moğol ve Mecûsîydiler. Huzûruna girince; "Mazhar-ı Cân-ı Cânân sen misin?" dediler. Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri de; "Evet benim." buyurdu.
Meğer bunlar Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerini, kastedip, öldürmek üzere gelmişlerdi. İçlerinden biri üzerine hücûm edip hançer vurmaya başladı. Vurulan hançer darbesi kalbine yakın bir yere isâbet etmiş, ağır yaralanmış ve yere yıkılmıştı.
Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri bu hâliyle üç gün daha yaşadı. Yaralarından devamlı kan aktı. Üçüncü gün Cumâ günüydü. Öğle vakti ellerini açıp Fâtiha-i şerîfi okudu. İkindi vaktinde; "Günün bitmesine kaç saat vardır?" buyurdu. Dört saat vardır dediler. O gün hem Cumâ, hem de aşûre günüydü. Akşam olunca üç defâ derin nefes aldı ve şehit olarak vefât etti.
Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri buyurdu ki:
"Kim dünyâya düşkün olanlar arasına karışırsa, sohbetin bereketlerine ve tasavvufun nûrlarına kavuşamaz! Bir kimse dünyâya düşkün olanlar arasına ihtiyaç olduğu kadar karışır, hâlis niyetle ve bâtınî nisbetini muhâfaza ederek aralarında bulunursa zararı yoktur."
"Dünyâ mel'ûndur ve dünyâda olan şeylerden Allah için yapılmayanlar da mel'ûndur. Allah Teâlâ'nın sevgisiyle dünyâ sevgisi bir araya gelmez. Allah Teâlâ'nın rızâsına kavuşmak için mâsivâyı yâni Allah teâlâdan başka her şeyi ve bütün maksatları terketmek lâzımdır."
"Takvânın ve verânın yâni haramlardan ve şüpheli şeylerden sakınmanın yolu, Resûlullah Sallallahu aleyhi ve selleme hakkıyla uymak ve O'nun bildirdiklerini candan kabul etmektir.
Kendi hâlinizi, Kitap ve Sünnette bildirilen hususlar ile karşılaştırınız. Eğer, Kitap ve Sünnette bildirilen hususlara yâni dînin emirlerine uygunsa makbûldür. Uygun değilse merdûddur, reddedilecekdir. Ehl-i sünnet ve cemâat îtikâdı üzere olmak lâzımdır."
"Evliyânın mezarlarını ziyâret edip, gönlü toplamak için feyz dilemelidir. Evliyânın büyüklerinin ruhlarına Fâtihâ ve salevât sevâbı göndererek, onları Allah teâlâya kavuşmak için vesîle yapmalıdır. Zâhir ve bâtın saâdetlere, ancak onlar vâsıtasıyla kavuşulur."
"Allah Teâlâ'ya kavuşmak iki yolla olur! Birincisi Allah Teâlâ'nın bütün emir ve yasaklarını eksiksiz yapmak, ikincisi Allah Teâlâ'nın sevdiği bir kulunu çok sevmek, kurtuluşuna onu vesîle bilmektir. İkincisi yapılınca, emir ve yasaklar kolay gelir. Yapılan kusurlar da o büyüğün hürmetine affedilir. Böylece Allah Teâlâ'ya daha kolay kavuşulur."

SEYYİD ABDULLAH DEHLEVİ
Mazhar-ı Cân-ı Cânân Hazretlerinin ziyaretinin ardından Semerkand Vakfı heyeti Silsile-i aliyyenin yirmi sekizincisi olan Seyyid Abdullah Dehlevî Hazretleri'nin kabrini ziyaret ettiler.
Delhi'de Şâh Cihân Camii yakınındaki dergâhında, Şeyhi Mazhar-ı Cân-ı Cânân'ın yanında olan kabri ziyaret eden Semerkand Vakfı heyeti mihmandarlardan bilgi alıp, dualar ederek Dergâh Camii'nden ayrıldılar.
Yaşadıkları dönemlere izlerini vuran, çok sayıda âlimin ve velinin yetişmesini sağlayan, insanları irşad eden bu velileri ziyaret etmenin verdiği feyzi ve bereketi üzerlerinde hissettiklerini belirten Semerkand Vakfı yöneticileri, yoğun duygular içerisinde Cuma Mescidi'ne gitmek üzere buradan ayrıldılar.

3-SEYYİD ABDULLAH DEHLEVÎ(K.S) HAZRETLERİ'Nİ TANIYALIM
Seyyid Abdullah Dehlevî hazretleri, Silsile-i Aliyye' nin yirmi sekizincisidir. 1745 yılında Hindistan'ın Pencab şehrinde doğdu. 1824'de Delhi'de vefat etti. Kabri Şâh Cihân Camii yakınındaki dergahındadır.
Babası, Abdullatif Efendi âlim, salih ve zahid bir zat idi. Bir gün rüyasında Hazret-i Ali ona:"Allah Teâlâ sana bir oğul ihsan edecek, o büyük bir zat olacak. Ona bizim ismimizi koyarsın" dedi.
Resulullah Efendimiz(s.a.v) de evliyadan bir zat olan amcasına rüyasında, doğacak çocuğa Abdullah isminin verilmesini emretti. Çocuk doğduğunda, ismini babası, Ali, amcası Abdullah koydu. Abdullah-ı Dehlevî hazretleri, altı yaşına gelince, Hazret-i Ali'ye karşı sevgi ve edebinden kendisine Ali denmesini istemeyip Ali'nin hizmetçisi manasına gelen Gulam Ali dedi ve bu isimle tanındı.
Allah vergisi çok üstün bir zekâya sahipti. Kur'an-ı kerimi kısa zamanda ezberledi. Dini ilimleri ve zamanının fen ilimlerini öğrendi.
Mazhar-ı Can-ı Canan hazretlerinin huzuruna varıp, kendisini talebeliğe kabul buyurmasını istedi. O da: "Sen hoşlandığın bir yere git. Bizim yolumuz, tuzsuz taşı yalamak gibidir" buyurdu. "Ben her şeye razıyım efendim" dedi. "Mübarek olsun" buyurup talebeliğe kabul edildi. Abdullah-ı Dehlevî hazretleri, 15 yıl sohbetiyle şereflendi. Evliyalıkta yüksek derecelere kavuşunca, mutlak icazet alıp, halifesi oldu.
Abdullah-ı Dehlevî hazretleri buyurdu ki:
"Talebe, sadık olan talip demektir. Allah Teâlâ'nın sevgisi ile ve O'nun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanmaktadır. Bilmediği, anlayamadığı bir aşk ile şaşkın haldedir. Uykusu kaçar, gözyaşları dinmez. İşlediği günahlarından utanarak başını kaldıramaz. Her işinde Allah'tan korkar, titrer, Allah Teâlâ'nın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabreder. Her geçimsizlikte, sıkıntıda kusuru kendisinde görür. Her nefeste Rabbini düşünür. Gaflet ile yaşamaz. Kimseyle münakaşa etmez. Bir kalbi incitmekten korkar. Kalbleri Allah Teâlâ'nın evi bilir. Eshab-ı kiram hakkında hayır konuşur ve isimleri anıldığında "radıyAllah anhüm" der. Hepsinin iyi olduğunu söyler. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiram arasında olan şeyleri konuşmamayı emir buyurdu. Salih müslüman, bunları konuşmaz, yazmaz ve okumaz. Böylece, o büyüklere karşı bir edepsizlikte bulunmaktan kendini korur. O büyükleri sevmek, Allah'ın Resulünü sevmenin alametidir. Kendi bilgisi, kendi görüşü ile evliya-yı kiramı, birbirinden aşağı ve yukarı diye ayırmaz. Birinin, daha yüksek, daha üstün olduğu ancak âyet-i kerime, hadis-i şerif ve Sahabe-i kiramın sözbirliği ile anlaşılır. Muhabbet sarhoşluğu ile başka türlü söyleyenler mazurdur."

5-CUMA MESCİDİ (JamaMasjid)
Semerkand Vakfı yöneticileri Dergah Camii ve kabir ziyaretlerinden sonra yine Delhi'de bulunan Hindistan'ın en büyük camisi Cuma Mescidine gittiler. Şah Cihan'ın mimarlık alanındaki en büyük eseri olan cami ile ilgili çeşitli bilgiler edindiler.

Cami, 1658 yılında yapılmıştır ve 25 bin kişinin namaz kılabileceği bir avlusu, üç büyük giriş kapısı, dört kulesi ve 40 metre yüksekliğindeki iki minaresi vardır.

Burada namazlarını kılan Semerkand Vakfı ekibi, cami ve çevresini gezerek bol bol fotoğraf çektiler.



6-MUHAMMED BEDAYUNİ
Gün içinde Muhammed Bakibillah, Mazhar-ı Can-ı Canan ve Seyyid Abdullah Dehlevî hazretlerini ziyaret eden Semerkand Vakfı ekibi o gece Mazharı Can-ı Canan hazretlerinin hocası olan Silsile-i Aliyye'nin 26.sı Nur Muhammed Bedayuni Hazretlerini ziyaret ettiler.

Delhi'nin güneyinde Nizamüddin-i Evliya türbesinin batısında bulunan kabri ziyaret eden ekip aynı yerde bulunan mescid ve medreseyi de gezdiler. Medresede çeşitli temaslarda bulunan Semerkand Vakfı yöneticileri buradaki vakıf ve mütevelli heyeti ile görüştüler.

Semerkand Vakfı heyetini çok sıcak karşılayan mütevelli heyeti ile Ukba derneği yetkilileri de görüşmelerde bulundu. Burada öğrenim gören öğrenciler, medresenin temel ihtiyaçları konusunda karşılıklı bilgi alışverişinin ardından, burası için yapılabilecek bazı girişimler tespit edildi.

Kültürel temellerimizin kaynaklarını burada görmekten mutluluk duyduklarını belirten Semerkand Yöneticileri, onların burada devam eden hizmetleri için ellerinden geleni yapacaklarını belirttiler.
Semerkand Vakfı heyeti, Hazretin kabrini ziyaret ettikten ve medresede öğrencilerle ve mütevelli heyeti ile görüştükten sonra buradan ayrıldı.

MUHAMMED BEDAYUNİ (K.S) HAZRETLERİ'Nİ TANIYALIM
Evliyânın büyüklerinden. İnsanları Hakk'a dâvet eden, doğru yolu gösterip hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine "Silsile-i Aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin yirmi altıncısıdır. Seyyid olup soyu Peygamber efendimize ulaşır. Hindistan'ın Bedâyûn şehrindendir. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1722 (H.1135) senesinde Delhi'de vefât etti. Türbesi, Hindistan'ın Delhi şehrinin güney tarafında, Nizâmüddîn-i Evliyâ'nın türbesinin batısında olup ziyâret edilmektedir.
Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretleri, ilmini ve feyzini İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin torunu, büyük âlim ve mürşid-i kâmil Muhammed Seyfüddîn-i Farûkî'den aldı. Ayrıca Mirzâ Hâfız Muhsin'den de ilim öğrendi. Seyfüddîn-i Fârûkî hazretlerinin derslerinde ve sohbetlerinde yetişip icâzet aldı. İlimde o kadar yükselmişti ki; sarf, nahiv, mantık, meânî, tefsîr, hadîs ilimlerinde ve tasavvufta zamânının yegâne âlimi ve rehberi idi. Tasavvuf ehli onunla iftihâr etmişlerdir. İnsanlar ondan feyz almak için sohbetine koşmuşlardır. Bir teveccühü ile talebelerinin kalbleri zikretmeye başlardı. "Sokakta fâsıkla, günâha dalmış kimse ile karşılaşmak kalbde zulmet hâsıl eder." buyururdu ve talebelerinin hangi fıskı, günahı işleyenle karşılaştığını haber verirdi. Yetiştirdiği talebelerin en meşhûru ve halîfesi, "Mazhar-ı Cân-ı Cânân" hazretleri olup, evliyânın büyüklerindendir.
Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretleri, dînin emirlerine tam uyardı. Şüpheli şeylerden ve haramlardan sakınma husûsunda gayreti son dereceye ulaşmıştı. Yiyeceği ekmeğin ununu helâlden tedârik eder, hamurunu kendi yoğurup, pişirir ve açlık ağır bastıkça azar azar yerdi. İstiğrâk ve cezbe hâlleri yâni tasavvufta ilâhî aşk ile kendinden geçme hâli pek ziyâde idi. On beş sene bu hâl üzere yaşadı ve tasavvufî hâllere gark oldu. Ömrünün son zamanlarında bu hâlden ayıklık hâline dönmüştür. Sünnet-i seniyyeye uymakta, edeb ve âdetlerde de Peygamber efendimize tâbi olmakta büyük bir dikkat gösterirdi. Peygamber efendimizin hayâtını ve yüksek ahlâkını anlatan kitapları devamlı yanında bulundurur, bunları okuyup, hâllerinde ve işlerinde Resûlullah Efendimiz'e (s.a.v) uymaya çalışırdı.
Bir defâsında helâya girerken, yanlışlıkla önce sağ ayağını içeri atmıştı. Bunun üzerine tasavvufdaki hâlleri bağlandı. Üç gün Allah Teâlâ'ya yalvarıp, tazarrû ve niyâzda bulunduktan sonra hâlleri tekrar açıldı. Dünyâya düşkün olanlar ile görüşmekten tamâmen sakınırdı. Yiyeceklerinin helâl olması husûsunda çok dikkatli davranırdı. Dâimâ murâkabede bulunurdu. Böylece, Allah Teâlâ'dan başka her şeyi unutup, Allah Teâlâ'sya yönelerek o kadar çok ibâdet ve tâat yaptığından beli bükülmüştü. Buyurmuştur ki: "Otuz seneden beri kalbimden insanın tabiî gıdâsı olan şeyleri yemek geçmedi. Ne zaman yiyeceğe ihtiyaç duysam yanımda bulduğumu yerdim." Günde yalnız bir defâ yemek yerdi. Kazançları ve yemekleri şüpheli olanların ikramlârına el uzatmazdı.
Bir gün birisi yiyecek bir şey hediye getirmişti. Kendisine takdim edilince, nâzik bir tavırla; "Bu yiyecekte bir zulmet gözüküyor, bir araştırınız!" buyurdu. Bu yiyecek helâldendir diye arzettiler. Fakat araştırınca, bu yiyeceğin gösteriş niyetiyle hazırlandığını anladılar. Dünyâya düşkün olan bir kimse, kendisinden emânet bir kitap istediğinde verirdi. Kitap geri getirilince o kitabı bir yere kor üç gün bekletirdi. Verdiği kimseden kitap üzerine sirâyet eden zulmet, sohbeti bereketiyle dağıldıktan sonra alıp okurdu.
Evliyânın büyüklerinden ve Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretlerinin en başta gelen talebesi olan Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri ondan bahsederken, gözleri yaşla dolar ve talebelerine şöyle derdi; "Sizler Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretlerine yetişemediniz, onu görmediniz. Eğer görmüş olsaydınız, îmânınız tâzelenir ve Allah Teâlâ ne büyük kudret sâhibidir ki, böyle mübarek bir zât yaratmış derdiniz. Onun keşfi son derece kuvvetli idi. Başkalarının baş gözüyle göremediklerini o, kalb gözüyle görür ve anlardı. Hayâtı baştan sona fazilet ve kerâmetler ile doludur."
Bir defâsında bir talebesi huzûruna giderken, yolda gözü yabancı bir kadına takılıp ona bakmıştı. Hocası Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî'nin huzûruna girince, sende zinâ zulmeti görüyoruz buyurarak yabancı kadına bakması sebebiyle günaha girdiğine işâret etmiştir.
Bir defâsında râfizî olup, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) ashabına, arkadaşlarından bâzılarına düşmanlık besleyen iki kişi, Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretlerinin huzûruna gelmişlerdi. Râfizî olduklarını saklayıp, kendisine tâbi olmak istediklerini söylemişlerdi. Onların sapık îtikâdda olduklarını anlayıp; "Önce bozuk îtikâdınızdan vazgeçin sonra tâbi olma arzusunda bulunun" buyurdu. Bu iki râfizîden biri huzûrunda tövbe edip, sapık îtikâdından vazgeçti ve saâdete erdi. Diğeri ise sapıklığında ısrar edip, saâdetten mahrûm kaldı.
Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretlerinin evinin yakınında oturan bir kişi, bir dükkân açıp, afyon, esrâr satmaya başladı. Bunun üzerine Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretleri; "Afyonunun zulmeti bizim bâtın nisbetimizi kederlendirdi" dedi. Bunu işiten talebeleri afyon satan adamın dükkânını yıkıp harâb ettiler. Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretleri, bu işi duyunca üzülüp; "Onun dükkânını harâb etmeniz bizi daha çok kederlendirdi. Çünkü onun afyon, esrâr satmasına mâni olma işi, devletin hâkiminin vazifesidir. Siz başkasının işine müdâhale ettiniz. Böylece dînin emrine muhâlif iş yapıldı. Önce ona; haram olan bu işten vazgeçmesi yumuşak bir dil ile anlatılır. Sonra vazgeçmezse mâni olunurdu" dedi. Sonra dükkânı harâb edilen kimseye altın gönderdi. Talebelerine onunla helâlleşmelerini söyledi. Talebeleri altını verip onunla helâlleştiler. Bunun üzerine, afyon ve esrâr satmaktan vazgeçip, tövbe etti, sonra da Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretlerinin talebesi olup, sâlih bir zât oldu.
Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretleri şöyle anlatmıştır: "Bir gün hocam Mirzâ Hâfız Muhsin'in kabrini ziyârete gitmiştim. Kabri başında murâkabeye daldım. Bu hâlde iken kendimden geçtim ve hocamı kabrinde görüp, konuştum. Kefeni ve bedeni hiç çürümemişti. Sâdece ayaklarının alt kısımlarına toprak tesir edip hafif dökülmüştü. Bunun sebebini kendisinden sordum, dedi ki: "Sâhibinden izinsiz, o geldiği zaman geri vermek niyetiyle bir taş alıp, abdest aldığım yere koydum. Abdest alırken o taşın üzerine bastım. Ayaklarımda gördüğün toprağın tesiri bu sebepledir." Takvâda çok ileri gidenin evliyâlıkta yükselmesi muhakkaktır."
Yazı dizisiyle ilgili daha önce yapılan haberler aşağıdadır.
Semerkand Vakfı'ndan Derin Köklere Anlamlı Ziyaret Semerkand Vakfı'nın Hindistan Gezisi Serhaber.com'da!
|
 |
 |
1. Semerkand Şirketler Grubu, Genel İstişare Toplantılarına 5. Merkez İle Devam Etti 2. Keşke Yapmasaydım Neden Bu Kadar Başarılı? 3. Ankara'da Pursaklar Semerkand İletişim Merkezi Açılıyor 4. Didar Sahnesi Keşke Yapmasaydım ile Denizli Turnesinde 5. Semerkand Yayınları, 4. Kocaeli Kitap Fuarı'nda 6. Semerkand Şirketler Grubu, Genel İstişare Toplantılarına 4. Merkez İle Devam Etti 7. Ser Organizasyon Bir Kültür Hizmetidir 8. Beşir; Beykoz, Kavacık, Şişli Kuştepe ve İstinye'ye Kan Bağışına Davet Ediyor 9. Didar Sahnesi Keşke Yapmasaydım ile Kahramanmaraş ve Gaziantep Turnesinde 10. Çan, Bandırma, Manisa ve Gömeç'te Şehr-i Sultan Geceleri Gerçekleştirilecek
|
11. Semerkand Şirketler Grubu, Genel İstişare Toplantılarına 3. Merkez İle Devam Etti 12. Kahramanmaraş'ta Hayır Pazarı Açılıyor 13. Ankara İhsan ve Hoşseda Dernekleri Tarafından Düzenlenen Kermeslere Davetlisiniz 14. "Semerkand İletişim Merkezleri İnsanlarla Dostluk Kurmamıza Aracılık Ediyor" 15. Edu Play Eğitici Oyuncak Grubu'ndan Bahar Kampanyası 16. Semerkand Şirketler Grubu, Genel İstişare Toplantılarına 1. Merkez İle Devam Etti 17. Beşir Derneği'nin Van ve Ercişte'ki Faaliyetleri Anlamlı Ziyaretle Taçlandı 18. ELYARDER'den Ağaç Dikme Şenliği'ne Davet 19. Gebze'de Muhabbet Gecesi 20. Beşir; Çağlayan, Kağıthane, Yenisahra ve Ataşehir'i Kan Bağışına Davet Ediyor
|
|
|
|
|