İçten Haberler
    Son Dakika
 İki Kapı Ok'la Aralandı
27 Ocak 2012 Cuma 19:27

Radyo Onbeş'in sevilen programı "İki kapı"ya konuk olan Semerkand Şirketler Grubu Ticari Grup Başkanı Turgay Tümke Okçuluktan bahsetti

Yaklaşık 4 yıldır, hafta içi her gün radyo Onbeş dinleyicisi ile buluşan, sunucu ve yapımcılığını deneyimli sunucu Mehmet Zeyd Yıldız'ın yaptığı program, içten ve muhabbet dolu canlı yayın bağlantıları, çalınan eserlerin kalitesi ile göz dolduruyor.

"İki Kapı'nın" Perşembe günkü konuğu Semerkand Şirketler Grubu Ticari Grup Başkanı Turgay Tümke oldu.  Aynı zamanda bir kemankeş, bugünkü tabiriyle "okçu" olan Tümke, okçuluğun tarihinden, Osmanlı'daki ve dinimizdeki yerinden bahsetti.



Tümke Okçuluğun önemini şöyle dile getirdi; "Ok, unutmuş olduğumuz ama unutmamamız gereken, ejdadımızın kullanmış olduğu bir silah. Çok daha önemlisi Efendimiz (S.A.V)'in kullanmış olduğu bir silah."

Turgay Tümke'nin anlatımlarıyla okçuluğa ve tarihimize dair gerçekleşen keyifli muhabbetten bazı kesitleri değerli Serhaber okurlarıyla paylaşalım istedik :


Okçuluğun Tarihi

Biraz okçuluğun tarihinden bahsedip, sonrasında Türk tarihine ve zamanımıza kadar gelmeye çalışalım.

Bize senelerce ata sporumuz olarak güreş söylendi, tabi ki o da ata sporumuz ama ondan daha önde olanı mutlaka ki okçuluk'tur.  Çok eski bir tarihe dayanır ve İslam geleneğinde ve Türk geleneklerinde çok önemli bir değere sahiptir.

Dünya tarihine baktığınızda ilk yay buluntularına Milattan Önce 30.000 ile 10.000 yılları arasında rastlanmaktadır. Özellikle Afrika'da ve Avrupa'da ilkel yay örnekleri bulunmuştur.

Bizim asıl konumuz olan Türk okçuluğunun temelini oluşturan kompozit yaylarsa Asya ve Sibirya'da, Kuzeydoğu Asya'da bulunmuştur. Bunun tarihine de en son buluntularda M.Ö 3.000 yıllarında, yani zamanımızdan 5.000 sene önce, diyebiliriz. Bütün Türk toplumları bu kompozit yayları kullanmıştır. İskitlerse asimetrik yaylarıyla çok ünlüdür. Bunu tarihçiler yazmaktadır.

Yine Hun Türklerine geldiğimizde 4 tip kompozit yay görüyoruz.

Aynı şekilde Göktürkler'de ise 7 tip kompozit yay görülmektedir.

Bununla birlikte, Türkler'de ok ve yayın hayatın her alanında olduğunu görüyoruz.



Özellikle çocuk doğduğunda eğer kız ise çocuğun beşiğine yay erkek ise ok konurmuş. Düğünlerde damadın yüzüğüne ok atılır ve yine damat ve arkadaşları ok yarışları yaparlarmış. Bunlar, tarihimizde Türkler için okun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Yine tarihte ilk kez ıslık çalan oklar dediğimiz, Türkçe adıyla "ötkün ok" dediğimiz okları asıl adı Batur Tanrıkurt olan - bizim Metehan olarak bildiğimiz -  Hun hakanı icat etmiş ve kullanmıştır.

Yine Türk tarihine baktığımızda Hunlarda, Göktürklerde, Selçuklularda ve Osmanlılarda yay ve ok hakimiyet sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Mesela yazışmaların tamamında yay damgası kullanılırdı.

Selçuklularda okun kullanımından bahsedeyim. Anadolu'ya akınlar yapmaya başlayan Selçuklular Dandanakan savaşından sonra fetihnamelerinin başlarına yay sembolü koymuşlardır. 1018 yılında Anadolu'ya sefere çıkan Çağrı Bey'in Türk sipahilerini gören Ermeni tarihçileri, o güne kadar hiç Türk savaşçısı görmeyen Ermeniler'in onların garip kıyafetlerini hayretle müşahade ettiklerini söyler. Yaydan silahları, dalgalanan uzun saçları vardı demişlerdir.


Ok Yağmuru ve Haçlı Ordusuna Verilen Büyük Zarar

Türkler'in sıklıkla kullandığı ok yağmuru, özellikle savaş başlangıçlarında, , düşmana göz açtırmayacak şekilde gerçekleştirilirdi.  Hatta bunun 1. haçlı seferinde 3 saat sürdüğünü biliyoruz. 600.000 haçlının Sultan Kılıçarslan komutasındaki Selçuklu okçuları tarafından İznik'ten  inene kadar 500.000 tanesi imha ediliyor.

Bu savaşta tarihçilerin yazdığına göre 3 saate kadar ok yağmuru var. Durmadan ok atılmış. Vur kaç taktiğiyle 500.000 haçlı imha edilmiş.




İslam Dini'nde Okun ve Okçuluğun Önemi

Özellikle Kur'an-ı Kerim'de okçuluğa ithaf edilen, Enfal süresinin 60. ayetini okumak istiyorum. "Cenkten evvel düşmanınız kafirlere karşı, kuvvetinizi hazır edin" mealindeki ayetin, okçulukla ilgili olduğu kabul ediliyor ve buna dayanarakta bazı müfessirler, okçuluğun sünnetin dışında farz-ı kifaye olduğunu da söylüyor. Buradaki kuvvet kelimesini Efendimiz (S.A.V) bir hadis- i şeriflerinde 3 kez tekrarlayarak okçuluğu kastettiğini söylüyor. Ayrıca okçuluğu bize tavsiye eden 40'ın üzerinde hadis-i şerif var. Bunlardan bir kaçını söylemek gerekirse,

"Ok atmayı öğrenin, çünkü attığınız iki hedef arasında cennet bahçelerine benzer bir bahçe bulunmaktadır."
"Ok atmayı öğrenen sonra da sebepsiz yere terkeden kişi bizden değildir."
"Bir ok vasıtasıyla 3 kişi cennete girer, oku yapan, oku atan ve oku atan kişiye sunan."
"Çocuklarınıza Kur'an okumayı , ok atmayı ve yüzmeyi öğretiniz."
"Sıkıntısı olan kişi, ok ve yay edinirse sıkıntısı zail olur"

Bunlara benzer kırkın üzerinde Hadis görmekteyiz. Türklerin İslamiyet'e geçmeleriyle birlikte zaten kutsal olan ok ve yay, burada sünnet ve farz-ı kifaye önemini de kazanarak, çok daha değerli bir hale gelmiştir.


Türk Yaylarının Sırrı

İsterseniz biraz Türk yaylarını anlatalım.

Türk yaylarının özelliği kompozit olması. Diğer bir deyişle, Oğuz Kaan Destanında ve Divânu Lügati't-Türk'te geçtiği gibi katışık yay dediğimiz, bir kaç organik malzemenin birleşiminden oluşmakta. Şöyle ki, ağaç olarak genellikle akça ağaç, belki bulunursa porsuk ağacı gibi ağaçlar kullanılıyor. Bunun sırt dediğimiz kısmına, yani atıcının atarken okun dışarı bakan kısmına sinir döşeniyor. Bu sinir, bir öküzün ya da yaban mandasının aşil tendonlarından yapılarak döşeniyor. Yine karın dediğimiz kısmına ise öküzün veya mandanın boynuzları döşeniyor. Bunların çatılması ve yapıştırılması işlemleri ise balık tutkalıyla yapılıyor. Bu balık tutkalı da yine, dünyada çok nadir bulunan şu anda da soyu tükenmekle karşı karşıya olan bir balık türü olan Mersin Morinası'nın damağından yapılıyor. Bir yayın yapılması aşağı yukarı 2,5 veya 3 seneye yakın sürüyor. Bu çok uzun bir süre tabi ki. Yay iki sene kadar sürdükten sonra, olağan üstü bir organik malzemeden yay elde etmiş oluyorsunuz. Bu da yaklaşık 200 sene kullanabileceğiniz anlamına geliyor. Yani dededen toruna bırakabileceğiniz bir yay elde etmiş oluyorsunuz.  Şu anda bunu dünyada bir iki kişi yapıyor. Bir tanesi Kanadalı bir tanesi Amerikalı... Bizim Türkiye'de de yapan arkadaşlarımız var. Deneyenler en azından... Bir usta çırak ilişkisi olmadığından dolayı, Osmanlı'nın veya Türklerin yapmış olduğu yayları henüz yapmış değiliz.




Okçuluğun Dildeki Etkileri

Türk milletinin bu kadar fazla okçuluğa meraklı olmasından kaynaklı dilimize de okçuluktan bir çok deyim girmiş vaziyette. "Kepaze olmak" da bunlardan birisi. Kepaze, bir kemankeş adayının ilk kapza talibi olduğu zaman, eğitime başlarken, kullandığı hafif idman yayı. Bu hafif ve güçsüz bir yay olduğu için, bir usta kemankeş uzun süre idman yapmıyorsa, tekrardan bu kepazeyle başlamak zorunda olduğu için "kepaze oldum" deyimini kullanırmış. Bundan dolayı da "kepaze olmak" acemi olmak, çırak olmak anlamında dilimize yerleşmiş. "Çile çekmek" deyimi de okçulukta attığımız oku gezlediğimiz, kiriş dediğimiz ip şeklinde olan alete bir çile diyoruz. Bu "çile çekmek" uzun ve zahmetli bir iş olduğu için, yaklaşık günde 50 adetle başlayıp, antrenman süresince bir günde 500 adet kadar çekmeniz gerekiyor. "Çile çekmek" deyimi de her gün yapılan çok zor ve amansız antrenmanlara atfen kullanılmış.


Okçuluğun Bugünkü Durumu

Bu belki tarihimize sahip çıkmayışımızdan, bunu değerlerimizin hepsinde görüyoruz. Okçulukta, kılıçta, diğer bütün savaş sporlarında bunları çok yakından müşahede etme olanağımız var.  Bugün ok ekipmanlarıyla ilgili, Amerika, pazarın % 80'ine sahip, Kore de % 20'sini almış vaziyette. Ki Kore, bizim tarzda yaylar yapıyor. Kompozit ve bize benzer...  Zaten onlar da bizden taklitle yapmış. Fakat geleneklerine çok sahip çıktıkları için, hala devam ettiriyorlar. 7'den 70'e herkes atıyor. Aynı şekilde Japonlar da bu şekilde...



Diğer fotoğrafları görmek için tıklayınız!

Birbirinden güzel konu ve konuklarıyla İki Kapı, hafta içi her gün saat 17.00'de Radyo Onbeş'te...

Radyo Onbeş'i internet üzerinden takip etmek için tıklayınız!
Radyo Onbeş'i Twitter'den takip etmek isteyenler için adres : www.twitter.com/RadyoOnbes
Radyo Onbeş'i Facebook'tan takip etmek isteyenler için adres: www.facebook.com/RadyoOnbes


Kaynak: Serhaber


Bu haber Tv & Radyo kategorisine yayınlandı. 549 kere okundu.

                         

 yükleniyor...



1. Kürtçe Program Yariti'de; "On Bir Kandil" Ele Alınıyor
2. Gül'den Damlalar'da Bu Hafta...
3. "Kıssalar Diyor Ki"de Hz. Musa’nın(a.s) Sihirbazlarla Karşılaşması Kıssası...
4. İrfan Sofrası'nda Ticaret Adabı Üzerine Merak Edilenler Anlatılıyor
5. Gönül Dili'nde Bu Hafta...
6. Peygamberimiz(s.a.v) Buyurdu ki'de Sabır İşleniyor
7. İrfan Sofrası'nda Komşuluk Hukuku Hakkında Merak Edilenler Anlatılıyor
8. İrfan Sofrası'nda Hamd Etmek Üzerine Merak Edilenler Anlatılıyor
9. Kasrik'ten Geçenler'de Bu Hafta...
10. Köy Havası Giresun'un Yavuz Kemal Beldesi'nde...

11. Güzergâh'ta Bilecik Ekranlara Geliyor
12. Hayata Düşülen Notlar'da Bu Hafta Tüketim Kültürü Konuşuluyor
13. Kalbe Düşünce'de Bu Hafta...
14. Mekân-ı Aşk'ta Lâmî Çelebi Hazretlerinin Bursa'daki Kabr-i Şerîfi Ekrana Geliyor
15. İrfan Sofrası'nda Şeytanın Hileleri Anlatılıyor
16. Konuştukça'da 'Mısır Evliyaları ve Mısır'daki Dinî Hayat Konuşuluyor
17. Benim Televizyonum Eğlenceli ve Yepyeni Bölümleriyle Semerkand TV'de
18. Allah Teâlâ'nın "El-Muizzü ve El-Muzillü" İsm-i Şerîfleri, Cümle Kapısı'nda Anlatılıyor
19. "Boşnakça Sohbet"te "Kur'an-ı Kerim'in İlk Harfi Olan 'Be Harfinin'" Hikmetleri Anlatılıyor
20. Saadet Asrından Yansımalar'da "Efendimiz'in (s.a.v) Ebu Talib'in Yanında Geçirdiği Günler"

Künye
Bize Ulaşın
Haber Alarmı
Rss