Rusya'da yayınlanan Pravda gazetesi, Ortadoğu'da büyük bir savaşın çok yakın olduğunu iddia ederek, çeşitli senaryoları sıralıyor.
Dünyada meydana gelen olaylarla ilgili gazete ve dergilerde yer alan haber, yorum ve analizleri hergün sitemizin DÜNYA BASINI adlı kategorisinde bulabilirsiniz.
BBC'in internet sitesi, Afganların NATO operasyonundan kaçtığını duyuruyor okurlarına....
Afganistan'ın güneyinde, Taliban güçlerinin kontrolündeki Helmand vilayetinin Marja kentinde NATO birliklerinin başlatacağı kapsamlı harekât öncesinde yüzlerce Afgan'ın köylerini boşalttığı bildiriliyor.
Haber ajanslarına konuşan Afgan köylülerin, çatışmalarda iki ateş arasında kalmaktan korktukları bildiriliyor.
Gelecek bir kaç gün içinde başlaması beklenen ve "Müşterek" adı verilen NATO harekâtının, 2001 yılında başlayan Afgan savaşında, şimdiye kadar düzenlenen en büyük operasyonlardan biri olacağı belirtiliyor.
İngiltere Savunma Bakanı, sözkonusu harekat sırasında ittifak güçlerinden de kayıplar verilebileceği uyarısında bulunuyor.
Bakan Bob Ainsworth, "Bu tür operasyonlara giriştiğimizde kayıp verilmesi elbette beklenebilecek sonuçlardan biri. Ne kadar koruyucu donanım ve araç gereç sağlanırsa sağlansın, burası hiçbir şekilde güvenli bir ortam değil. Bu operasyonlarda, risk unsurunu hiçbir şekilde tamamen ortadan kaldıramayız" şeklinde konuşuyor.
"Müşterek Harekâtı"nın genelinden sorumlu komutan İngiliz Tümgeneral Nick Carter ise, bu operasyonun öncekilerden farklı olacağını ifade ediyor.
Geçmişte, ittifak güçleri, operasyon düzenlenen bölgelerden Taliban'ı çıkartmış, ama daha sonra, yerel halkın güvenliğini sağlayabilmek için yeterince asker konuşlandıramamıştı.
Tümgeneral Carter, ilk kez Afgan güçlerinin, harekâtın planlanmasında ön sırada yer alacaklarını ve onları, NATO birliklerinin desteğinde, yeni eğitilmiş çok sayıda polis gücünün izleyeceğini kaydediyor.
Kandahar'daki bölge karargâhında bulunan BBC'nin Güvenlik muhabiri Frank Gardner, Nato komutanlarının, Afgan polisinin bazen kuşku verici şekilde hareket ettiğinin farkında olduklarını ve operasyon sırasında polis güçlerinin yakından izleneceğini bildiriyor.
Marja kentinin, Afganistan'ın güneyinde, Taliban kontrolü altındaki en büyük bölge olduğu aktarılıyor.
Afganistan'daki NATO güçlerinin başkomutanı General Stanley McChrystal, "Müşterek Harekâtı"nın, Afganistan hükümetinin güvenlik alanındaki kontrolünü genişlettiği yolunda, güçlü bir mesaj vereceğini söylüyor.
Financial Times gazetesinde ise, Wolfgang Münchau imzalı yorumda, Avrupa Birliği'nin Yunanistan'daki ekonomik krizin IMF'nin müdahalesi olmadan çözülmesi gerektiği görüşü yeralıyor.
Yorumda şu görüşler öne sürülüyor;
"Yunanistan'ın parasını devalüe etme gibi durumu yok. IMF destekli programlar ise para biriminin devalüe edilebildiği durumlarda daha çok işe yarıyor. Çünkü aksi takdirde alınan önlemler ağırlıkla ücretlerde kesinti ve acımasız bir mali kemer sıkma politikasını gerektiriyor. IMF devreye girecek olursa Yunanistan'ın da Arjantin ile aynı yola girmesi muhtemel."
Ama Euro bölgesi kendi sorunlarını kendi çözse daha iyi olur. Bu yüzden de bu Perşembe günü yapacakları özel ekonomi zirvesinde Avrupa Birliği liderleri ufak tefek mikro ekonomik reformları tartışmaktansa bu krize odaklanmalıdır."
Financial Times'da, Fransa'nın İngilizcenin uluslararası kuruluşlarda egemen dil olmaya başlaması karşısında almayı düşündüğü önlemler de yer alıyor.
Gazete şunları ifade ediyor;
Paris, Fransızcanın diplomasi dili olarak kalması için söz muharebesi ilan etti.
Bunun nedeni kısmen, Kasım ayında Avrupa Birliği'nin dış politika lideri olarak atanan İngiliz Catherine Ashton.
Bir zamanlar üst düzey bir Avrupalı yönetici için Ashton gibi tutuk bir Fransızcaya sahip olmak düşünülemezdi bile.
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Fransızca'nın desteklenmesinden sorumlu özel temsilcisi, eski başbakan Jean-Pierre Raffarin, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi kurumlarda bu konuda faaliyette bulunuyor.
Rusya'nın Pravda gazetesinde yer alan Sergey Balmasov imzalı haber-yorumun başlığı da, "Eğer İsrail saldırırsa, Arap dünyası aynı şekilde karşılık verecek."
Haber-yorumda özetle şu görüşler yer alıyor;
"İspanyol meslektaşı Miguel Angel Moratinos ile görüşen Suriye Dışişleri Bakanı Valid El Moallem, yakın bir gelecekte İsrail ile Arap ülkeleri arasında yeni bir savaş başlayabilir açıklamasında bulundu.
Ortadoğu'daki olası bir savaşın küçük bir savaş olmayıp tam tersine büyük ölçekli bir savaş olacağının altını çizen Moallem,"Böyle bir savaştan sonra herhangi bir barış görüşmesi olmayacak" dedi.
Sözkonusu savaşın İsrail'in adil ve kalıcı barış koşullarında anlaşmaya yanaşmaması durumunda başlayacağı vurgulanıyor.
Suriyeli Dışişleri Bakanı şunları söylüyor; ' İsrail bölgede savaş ortamını oluşturuyor.
Suriye, önce Gazze, sonra Güney Lübnan, ardından İran ve son olarak da Suriye'ye yönelik tehditlere son vermesi konusunda İsrail'e çağrıda bulundu.
İsrail, Suriye'nin kararlığını sınamamalı.
İsrail, böyle bir savaşın, İsrail kentlerine taşınacağının farkında. İsrail barışın koşullarını yerine getirmeli.
Suriye Devlet Başkanı Beşir Esad da, ülkesinin Dışişleri Bakanlığını destekleyerek, Ortadoğu'daki çatışmaların temel nedeninin İsrail olduğunu söyledi.
Savaşçı açıklamalar, İsrail Savuma Bakanı Ehud Barack'ın barışa ilişkin açıklamasının ardından geldi.
Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyecek açıklamalar henüz gündeme gelmediği sırada Barack, Suriye ile barışa hazır oldukları açıklamasında bulunmuştu.
İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman 4 Şubat'ta Suriye'nin savaş tehdidinde bulunmamasını söyleyerek , "Esad'ın İsrail'i tehdit etmesi durumunda iktidarını yitireceğini bilmesi gerekir. Mesajın Şam tarafından iyi anlaşılacağını umuyorum." şeklinde konuştu.
Lieberman, "Kaybeden yalnızca sen olmayacaksın. Savaşı da kaybedeceksin, kendi siyasi gücünle birlikte sen ve ailen kaybedecek." diyerek sözlerini sürdürdü.
İsrail Dışişleri Bakanı, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın İsrail ile barış görüşmelerini kabul ettikten sonra iktidar gücünü sürdürebildiğini de hatırlattı.
Uluslararası Siyaset Uzmanları Enstitüsü yöneticisi Yevgeny Minchenko, Ortadoğu'da bir çatışmanın her an başlayabileceğine inanıyor.
Minchenko'nun sözleri şöyle;
"Bu bölgede uzun ya da daha kısa dönemli barış konusunda karamsarım.
Yakın bir gelecekte bölge sorunları barışçıl yollarla çözülebileceğine ilişkin Obama'nın görüşlerine katılmıyorum.
Aynı zamanda İsrail ile Suriye arasındaki bir çatışmanın büyük ölçekli bir savaşa dönüşme koşullarını da görmüyorum.
İsrail bir Arap ülkesine saldırsa bile bu herkesin ona karşı durmasını getirmeyebilir.
Amerikalılar, Ortadoğu'da stratejik ortağı olan Suriye'nin İsrail'e saldırmasına izin vermez.'
Bu açıklamayla örtüşen şekilde, bugüne kadar İsrail karşıtı birçok Arap'a öncülük etmiş olan Mısır'ın şu anda Filistin terörüne karşı İsrail ile ilişkileri geliştirip işbirliğine girdiği notunu düşmek gerekiyor.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin eski bir askeri danışmanı olarak Mısır ve Suriye'de görev yapan Sergey Demchenko ise Arapların kötü savaşçı olduğunu söyülüyor.
Görüşleri şöyle; 'Araplar, savaşta zayıftır.
İsrail'in hava saldırısının gerçekleştiği 1973'teki savaş sırasında tüm birlikleri panikledi ve kaçtı.
Suriye birlikleri ise, çok maceracıdırlar.
Sovyetler Birliği'nden herhangi bir silahı temin etme durumu olmasına karşın ancak bir saat savaş sürdürebilecek cephaneye sahiplerdi.
Suriye'de görev yapan uzmanlarımız, Suriye'nin birliklerinin etkisinin halen çok az olduğunu söylüyor.'
DİĞER DÜNYA BASINI HABERLERİ İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
|