detaylı arama
Son Dakika
 Süleymaniye'nin şifreleri (2)
04 Mart 2010 Perşembe 09:27

Tarihçi-Yazar Bekir Nas'ın serhaber için hazırlamış olduğu Süleymaniye'nin şifreleri isimli araştırmasının ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN


Süleymaniye Camisin'de, akıllara durgunluk veren oldukça hassas ve manidar bazı hesaplamalar yapılmıştır.  Uzunluklar rastgele seçilmiş olmayıp, hepsinin ebced hesabında belli bir karşılığı vardır. Bu konuya bir örnek vermekle yetinelim: İstanbul'da minarelerinin uzunluğu farklı olan tek cami Süleymaniye'dir. Minarelerinin ikisi 66 arşın, diğer ikisi de 94 arşındır. "Allah" lafzının ebced hesabıyla karşılığı 66 dır. "Muhammed" lafzının ebced hesabıyla karşılığı da 94 tür. Allah ve Rasulünün sevgisini minarelerle  haykırmak isteyen ecdadımıza Allah rahmet eylesin. Ellerini göğe doğru açmış, dua eden insan siluetini andıran minareler, kim bilir nasıl zikrediyorlardır, nasıl dua ediyorlardır?
            
Mimar Sinan, caminin temelini attıktan sonra temelin oturması için bir yıl süreyle ortadan kaybolmuş ve bu zaman zarfı içinde de Bağdat'tan Arafata uzanan Ayn-ı Zübeyde denilen su yollarını tamir etmişti. Bir yıl sonra tekrar dönmüş ve inşaata başlamıştı. Maddî imkansızlıklar sebebiyle inşaatın durduğunu zanneden İran kralı Şah Tahmasp, mücevherlerle dolu bir kutuyu, içinde küçümser  ifadelerin de bulunduğu bir mektupla birlikte Kanuni'ye gönderdi. Bunun üzerine Kanuni, Mimar Sinan'a dönerek: "Bu gönderdiği taşlar benim camiimin taşları yanında pek kıymetsizdir. Tez bunları öteki taşlara karıştırıp bina eyle!" dedi. İran sefirinin hayret dolu bakışları arasında Mimar Sinan taşları harca karıştırdı ve bu mücevherlerden oluşan harç, caminin minarelerinin birisinde kullanıldı.
Yine caminin inşaatı sırasında yabancı krallardan birisi caminin mihrabında kullanılmak üzere kıymetli bir mermer gönderdi. Bu durumdan şüphelenen Sinan, mermeri yardırdı ve içine ustalıkla yerleştirilmiş olan haçı tespit etti. İbret olsun diye de bu mermeri herkesin basıp geçeceği bir yere koydurdu. Ana kapıdan iç avluya çıkıldıktan sonra dış avluya açılan sol taraftaki kapının ağzında bulunan kırmızı renkli mermere dikkatlice bakılırsa hâlâ o haç fark edilebilir.  
     






Rivayete göre cami yapılırken birkaç çocuk minareye bakar ve içlerinden birisi: "Yahu görüyor musunuz, minare eğri" der. O sırada oradan geçen Sinan bu sözleri duyar ve çocuğun yanına yaklaşarak: "Hakkın var, minare biraz eğri. Hemen bir urgan bulup, minareyi doğrultalım" der ve urganı minareye bağlatır ve güya düzeltiyormuş gibi işçilere çektirir. Sonra çocuğa dönerek: "Düzeldi mi evlat" diye sorar. Çocuk da: "Tamam Efendim, şimdi düzeldi." der.  Olayı hayretle izleyen ve niçin böyle yaptığını soran kalfalara Sinan: "Eğer böyle yapmasaydım, minarenin eğri olduğu inancı çocuğun zihnine yerleşecek ve belki de bu çocuk ileride birçok kimseyi minarenin eğri olduğuna inandıracaktı." cevabını verir. (Biz bu hikayeden Mimar Sinan'ın aynı zamanda iyi bir eğitimci olduğunu da anlıyoruz.)
            

Caminin hatlarını Hattat Karahisari ve talebesi Hasan Çelebi çizmiştir. Hattat Karahisari kubbeye Nur Suresindeki "Allah gökleri aydınlatmıştır" ayetini yazarken işine o kadar yoğunlaşmıştır ki son harfin son düzeltmelerini yaparken daha fazla dayanamamış ve gözlerinin feri tükenmiştir. Bu büyük insan, bu cami için canla başla çalışırken iki gözünü de camiye hediye etmiştir. Caminin kalan hatlarını talebesi Hasan Çelebi tamamlamıştır.
     

Camideki 138 parça pencerenin ustası da İbrahim Usta'dır. Özellikle renkli pencerelerden giren ışık insanı büyülemektedir. Süleymaniye camiinin kürsüsünü yapan sanatkâr ihlasla o kadar uğraşmış ki kürsünün yapımı caminin yapımından uzun sürmüştür.
            

Süleymaniye camiinin maddi ihtişamının yanında manevi sekinetinin, ruhani boyutunun ön planda olmasının en önemli sebeplerinden birisi de mimarından hattatına, camcısından dülgerine, taşçısından marangozuna, tezhipçisinden boyacısına, çinicisinden döşemecisine, demircisinden işçisine hep ihlas ve samimiyetle çalışmış olmasıdır. Süleymaniye Camisi adeta maneviyatın taşa, tahtaya işlendiği bir şaheserdir. Ruhlarındaki estetiği taşa, tahtaya aksettiren binlerce işçisi ve mimarıyla yapılan bu caminin manevi boyutunu sonradan keşfeden Yahya Kemal: "Bir zaman hendeseden abide zannettimdi." diyerek, önceleri sadece mühendislik abidesi zannettiğini, sadece maddî ihtişamından haberdar olup manevî boyutunu fark edemediğini, manevî boyutuna ancak bu sabah vakıf olabildiğini "Süleymaniye'de Bayram Sabahı" isimli şiirinde ifade etmektedir.
          

İnşaatının uzaması, yaşı bir hayli ilerlemiş olan Kanuni'yi, caminin açılışını görememe noktasında endişelendiriyordu. Bu arada Mimar Sinan'ın padişah nezdindeki itibarını kıskanan bazı paşalar vardı. Bunlardan bazıları padişaha: "Sultanım! Kubbenin duracağı şüphelidir!" derken kimileri de Sinan'a türbe inşa ettirmesini, türbenin, caminin tamamlayıcı bir unsuru olduğunu söylemişler, Sinan da türbe inşaatına başlayınca da padişaha: "Hünkarım Sinan, camiyi bıraktı da kendisine türbe inşa etmekle meşgul, sizin işinizi ağırdan alıyor" diyerek, Sinan hakkında yalan haberler çıkarmışlardı. Bu söylentiler üstüne sabrı büsbütün tükenen Kanuni, öfkeli bir şekilde Sinan'a: "Mimarbaşı! Niçin benim camimle meşgul olmayıp mühim olmayan işlerle vakit geçirirsin? Ceddim Sultan Mehmet Han'ın mimarı sana örnek olarak yetmez mi? Bana, bu bina ne zaman biter, tez haber ver!" deyince Mimar Sinan, sultan'ın bu hitabı karşısında şaşırmış ama sükunetle şu cevabı vermişti: "Saadetli padişahım! Devletinde inşallah iki ayda tamam olacaktır." Sinan'ın bu cevabı karşısında bu sefer Kanuni şaşırmış ve neredeyse Sinan hakkında söylenen dedikodulara inanacak olmuştur. Çünkü caminin daha epey vakit alacak işleri vardı ve iki ayda tamamlanması onlara göre hayalden başka bir şey değildir. Ancak bu iki aylık süre içerisinde Sinan gece gündüz çalışmış ve camiyi ibadete açılacak hâle getirmiştir.
       

7 Haziran 1557 yılında caminin açılışı için toplanan kalabalığın önünde Sinan, caminin anahtarlarını Kanuni'ye uzatmış, Kanuni ise anahtarı tekrar Sinan'a uzatarak:  "Bina eylediğin beytullahı, sıdk-u safa ve dua ile senin açman evladır!" diyerek Mimar Sinan'ı onurlandırmıştır. Sinan ise o an Hattat Karahisari'nin fedakarlığını düşünerek tevazu içerisinde: "Hünkarım! Dilerseniz camiyi açma şerefini, hatlarıyla camiyi süslerken gözlerini feda eden Hattat Karahisari'ye bahşediniz!.." der. Bunun üzerine Kanuni ve orada bulunanların gözyaşları arasında camiyi Hattat Karahisari açar.


Süleymaniye'nin şifreleri (1) okumak için tıklayın


Kaynak: serhaber


Bu haber Kültür-Sanat kategorisine yayınlandı. 4847 kere okundu.

                         

 yükleniyor...



1. ''Faili Meçhul Cinayetler ve Ergenekon''
2. Antik kentin kapatılmasına protesto
3. Orient Expres Türkiye'de
4. Patara kazılarına son
5. Yarın Dünya Barış Günü
6. Peri Bacaları inceleniyor
7. Semerkand İkitelli Temsilciliği açıldı
8. Semerkand İkitelli Temsilciliği açıldı
9. Paksoy'un albüm tanıtımına yoğun ilgi
10. İzmir Fuarı'nda Semerkand standı açıldı

11. Rüstempaşa camisi restore edilecek
12. Semerkand Temsilcileri iftarda buluştu
13. Tevfik Paksoy, Kocatepe Fuarında
14. Semerkand hizmetlerine devam diyor
15. Semerkand fuar etkinlikleri sürüyor
16. Kurtlar Vadisi Filistin'de büyük zarar
17. 'İftardan Önce' ekibi Beyazıt Fuar'ında
18. Semerkand, Kocatepe Fuarı'nda
19. "Anadolu'nun evlatları" okurla buluştu
20. İstanbul'da kültür - sanat